44,8950$% 0.23
52,8913€% -0.09
6.965,35%1,07
3459038฿%2.92074
108123Ξ%3.39693
02:00
07 Ocak 2022 Cuma
Sinemada Şiirsel Gerçekçilik, “Réalisme Poétique” olarak ilk kez 1929 yılında Fransa`da ortaya çıkmıştır. Akım en önemli örneklerini de yine Fransa`da vermiştir. 1929-1930 yıllarında yaşanan Büyük Ekonomik Buhran akımın gelişmesinde ve şekillenmesinde son derece etkili olmuştur. Mavi yakalı tiplemeler, aşıklar, suçlar ve suçlular, polisler filmlerde sıkça rastlanan unsurlardır. Savaşın etkileri hâlâ Avrupa`nın dört bir yanında sürerken sefalet, toplumsal sorunlar, suçlar, imkansız aşklar, işsizlik gibi konular akıma yön verir niteliktedir.
Bu akım çalışan kesimin yaşam problemlerinin, duygusal sıkıntılarının ve umutsuzluğunun altını net bir şekilde çizer. İnsanların yoksulluğu hayatın gerçekleriyle örtüştüğü için gerçekçilik başlığının hakkını verir. Yani kullanılan mekanlardan, insanların ihtiyaçlarına kadar tüm detaylarda sefalet ve beraberinde gelen sıkıntılar izleyiciye gösterilir. Amerikan Kara Filmleri gibi bir ortamda karamsar bir tarz ve şiirsel bir tutum ile konular ele alınmaktadır. Bu filmleri şiirsel yapan ise bu ögeleri melankolik bir dramayla sinematografileştirerek beyaz perdeye sunmasıdır.

“Hayatta umutsuzluk ve mutsuzluktan başka ne var?” fikri, akımın filmlerinin temelini oluşturur. Şiirsel gerçekçi filmlerde nihilist karakterlere ve nihilizme de yer verilmiştir. Yağmur, sis, karanlık, loş ortamlar umutsuzluk ve karamsarlık kavramlarını en iyi imgeleyen film unsurlarıdır. Filmlerde yer alan karakterler de genelde umudunu kaybetmiş veya kaybetmek üzereyken hayatının şansını yakalayıp son anda kaybetmeleri ile ün kazanmıştır.
Akımın filmlerinde en çok dikkat edilen ve özen gösterilen şeyler estetik ve diyalogların uyumu olarak belirtilmiştir. Akımın en ikonik temsilcileri arasında Jean Renoir, Julien Duvivier, Rene Clair, Jean Vigo, Jacques Feyder, Marc Allegret, Marcel Carne gibi isimler sayılabilir.

Sosyalizmin temellerini esas alan filmlerde Emile Zola, Leo Tolstoy gibi dönemi en iyi şekilde yansıtarak edebiyat tarihinde toplumsal sorunları en başarılı şekilde işleyen natüralist yazarların sayfalarını okuyormuşçasına bir seyir zevki beyaz perdede izleyiciyle buluşturulmaktadır. Bu filmlerde kaderci karakterler de sıkça görülmektedir.
Sis bulutlarıyla perdelenen nihilizm ve kadercilik arasındaki ince çizgide oluşturulmuş dönemin en önemli eserlerini sizler için listeledik.
Ayrıca bir başka sinema akımı yazımıza da göz atabilirsiniz:
En Etkileyici Sinema Akımı: Fransız Yeni Dalgası Nedir? | haberinsan

1940-1950 yıllarında etkili olan bir sinema akımı olan Noir, Fransızca`da “siyah” anlamına gelen kelimeden esas alınır ve “kara sinema” olarak ifade edilir. Savaş sonrası Fransa`sında bu terim pek çok farklı anlamlarda kullanılmış olsa da daha önce benzeri görülmemiş bir karanlık asıl anlatılmak istenen anlamıdır.
Bu akımla ilgili literatüre geçmiş ve yönetmenler, eleştirmenler tarafından yapılmış farklı yorumlar bulunmaktadır. Kimilerine göre “Noir” bir akım, kimilerine göre sadece karanlık havayı yansıtan bir imge, kimilerine göre ise sadece bir tondan ibaret…
En Etkileyici Sinema Akımı: Fransız Yeni Dalgası Nedir? | haberinsan

Kent yaşamı, gece hayatı, suçlar, suçlular, yolsuzluklar bu türün temel taşlarıdır. 2. Dünya Savaşı`ndan sonra dünya genelinde hakim olan buhran, işsizlik, aile kavramları, savaş sonrasında ortaya çıkan sınıf farkları, yoksulluk gibi kavramlar filmlerde sıkça işlenen konular arasındadır.
Noir akımının genel özellikleri arasında estetik özenler en çok ön plana çıkan unsurlardandır. Atmosferi seyirciye daha iyi hissettirebilmek amacıyla gölgeler, perspektifler, yatay ve dikey çizgiler, düzensiz ışıklar ve ışık desenleri kullanılmıştır. Kasvetli bir ortamda ve sert bir ana karakter çevresinde akımın filmlerinin senaryoları şekillenir. Savaştan sonraki rekabetçi dünyada yaşanan mücadeleleri ve kaybedilmiş olan erdemleri gün yüzüne çıkarır. Gözünü hırs bürümüş dedektifler, femme fataleler, acımasız suçlular kara filmin kara sokaklarında sık sık karşılaşılan kişiliklerdir.

Kara film, kısaca hayatın kötü ve karanlık yönlerine ışık tutmayı amaçlamıştı. Filmlerde açıkça bir zıtlık, toplumu rahatsız edecek nitelikte bir kötülük, bir suç işlenirken bu açıklık beyaz perdeye farklı yöntemlerle yansıtılmaktaydı. Bunun için sert ana karakterin etrafında kullanılan soğukkanlı karakterler ideal seçimlerdi. Ahlaki açılardan belirsizlikler de bu filmlerin en çok göze çarpan niteliklerindendi.
En ünlü kara film örnekleri arasında yer alan Jean-Luc Godard`ın Aphaville`i, Richard Fleischer`ın Soylent Green`i, Roman Polanski`nin Chinatown`ı, Ridley Scott`ın Blade Runner`ı, Christopher Nolan`ın Memento`su, Robert Rodriguez`in Sin City`si bu türün en güzel örnekleri ve en klasikleşmiş yapımları olarak görülmektedir.

Sarsıcı temaları ve duygulu içerikleriyle seyir zevki en yüksek noir filmlerden bazılarını sizler için listeledik.
Vincent Van Gogh, herkesin hakkında bir şeyler duyduğu ve öğrendiği, hiç resim sanatıyla ilgilenmemiş kişilerin bile ilgisini çekmeyi başarmış ve yaşadığı dönemle sınırlı kalmayıp vefatından sonraki yüzyıllarda bile bu ilgiyi kaybetmemiş bir sanatçı olarak karşımıza çıkıyor.

Vincent Van Gogh ve Kontrast, Vincent Van Gogh’un hayatında karşılaştığı türlü zorluklarla mücadele ederken bu mücadeleyi sanatına entegre etme noktasında işlevsellik kazanan yeryüzünün ve gökyüzünün tüm renklerini paletinden tuvaline aktarırken devreye giren büyüleyiciliği kapsıyor esasen. Birçok farklı akımda eser vermiş olan sanatçı, hayatına 2.000den fazla büyüleyici tuvali sığdırmış. O dönemde renklerde yarattığı ahenk, sonraki yıllar boyunca sanata yeniden bir yol haritası çizmekle kalmamış, ardından gelen sanatçılara da ilham kaynağı hâline gelecek bir cesaret timsali olmuştur. Van Gogh`un renkleri kullanma tarzı daha öncesinde rastlanmamış bir durum. Dönemin popüler tarzı olan realist imgeler ve çizgiler oluşturmak yerine duygularını ön plana alarak onları yansıtmayı amaçlıyor. Bunu da o kadar eşsiz bir biçimde yapıyor ki sanata yepyeni bir bakış açısı doğuyor.
Franz Kafka Aslında Ne Söylüyor? Franz Kafka ve Milena (haberinsan.com)

Van Gogh‘un meşhur sarı ve yeşil tonlarını, özellikle doğayı resmettiği o kült hâline gelmiş tarla tablolarında tanımanız mümkün. Özellikle yeryüzünü resmettiği eserlere bakarken koyu sarıları, zeytin yeşilleri, kahverengi tonları sizi hüzünlü bir düş yolculuğuna çıkarıyor.
Rastlayacağınız hüzünlü detaylardan diğerleri ise madenciler, tarlalarda çalışan işçiler, dokumacılar gibi emekçilerin tuvale yansımaları. Van Gogh‘un paletindeki ahenkli tonları saymaya devam ettiğimizde hardal sarısı, kadmiyum sarısı, krom sarısı, krom turuncu, vermilyon, ultramarin, çinko beyazı, kurşun beyazı, zümrüt yeşili gibi detaylar göze çarpıyor. Bu detayların Van Gogh kontrastında ortaya çıkmasında ise impasto tekniği yer alıyor. Van Gogh, paletinden aldığı boyayı doğrudan kullanarak kalın boya tabakalarına yön verirken uyguluyor tuvaline bu tekniği. Nesnelerin etrafına çizdiği koyu renkli çizgiler geniş alanlarda kalın görüntüler yaratmasını sağlıyor. Böylece birbirlerini tamamlarken kontrast oluşturan renkler daha canlı bir hâle geliyor. Renklerini seçerken ruh hâlini yansıttığından “Van Gogh sarısı” şeklinde tabir edilen bir renk tonu bile ortaya çıkmasını sağlıyor. Gökyüzünü resmederken seçebileceği en zengin mavi tonlarıyla sade arka planını süsleyen parlak yıldızların gökteki derinliğinde aslında hayal gücünün gizemini çözebiliyorsunuz.
Başlığını incelemeden önce Franz Kafka`yı daha yakından tanıyalım ve onu daha iyi anlamak için hayat hikayesine bir göz atalım.
Franz Kafka, 1883 yılının 3 Temmuz`unda Prag`da dünyaya geldi. Ailesi Prag`da bir moda dükkanı işletmekte olan yazar ailenin 6. çocuğudur. Dönemin kargaşalı havası içerisinde politik sorunlar, Çekoslovakya`nın durumu, Çek – Alman tartışmaları, Yahudilik, ailevi sorunlar dörtgeninde gençliğini sürdürmüş ve fikirleri şekillenmeye başlamıştır yazarın. Nazi Soykırımı sonucu üç kardeşini kaybetmiş ve ondan önce de küçük yaşlarda iki kardeşini kaybetmiştir. Çocukluk ve gençlik dönemleri buhranlı, umutsuz ve hüzünlü geçmiştir./GettyImages-56456595-dcbcbf4aea704f64affae6008e23287b.jpg)
Eğitim hayatına göz attığımızda ise lise eğitiminden sonra hukuk eğitimi aldığına rastlıyoruz. 5 yıllık hukuk eğitimini tamamladıktan sonra ceza hukuku alanına yönelmiş ve bu alanda ilerlemiştir. Kafka`nın hayatında belki de en önemli noktada duran kişi olarak gösterebileceğimiz Max Brod ile 1907 yılında bir sigorta şirketinde çalışmaya başladığı sıralarda karşılaşmıştır. Max Brod, zamanla Kafka`nın en iyi dostu, sırdaşı ve hatta hem meslek hayatında destek olan hem de edebiyat dünyasında yer almasını sağlayan yegâne kişi hâline gelmiştir. Öyle ki bugün Franz Kafka`yı tanıyor olmamız Max Brod sayesindedir.

Herkesin adını duymuş veya duyacak olması olası olan Milena`ya Mektuplar, Franz Kafka`nın hayatında yeri olan Milena`ya olan aşkını, tutkusunu anlatan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Milena, evli bir kadındır fakat Milena`ya Mektuplar eserine konu olan mektuplaşmalar yıllarca devam etmiştir. Kafka`nın hayatında Milena`dan önce ve sonra da bazı kadınlar olmuştur fakat eserleri okuduğunuzda sizin de fark edeceğiniz üzere Kafka aslında hep yalnız bir çizgide ilerlemiştir.
İlk Türk Sinema Yönetmenleri: MANAKi KARDEŞLER | haberinsan
Nazilerin Çekoslavakya`yı işgalinden sonra Franz Kafka`ya ait pek çok belge imha edilmiştir. Vefatından önce Max Brod`a verdiği ve aslında değersiz olarak gördüğü eserler, bugün onu tanımamızı sağlayan eserlerdir. Zira , Amerika – Dava – Şato eserleri ve onu vefatından sonra popüler hâle getiren pek çok eser Max Brod tarafından Almanca olarak bastırılmıştır.
Amerika – Dava – Şato üçlemesi, benim perspektifimden, Kafka`yı esas olarak anlamayı sağlayacak, Kafka`nın aslında ne söylediğini ortaya çıkacak ve diğer eserlerine oranla daha “Kafkaesque” olarak tanımlanabilecek eserlerdir. Amerika`da yer alan ana karakterin zaman içerisinde hayattaki zihinsel evrimine yer veren Kafka, Dava`da karakterin artık bambaşka yönlerine değinirken Şato`da ise hayatın amacını, karakterin değişimini ve iç hesaplaşmalarını sunarak eşi benzeri olmayan bir son dokunuşla altına imzasını atıyor.
Almanca edebiyatın eşsiz yazarının aslında ne söylediğini anlamak hususunda Goethe`nin Faust`unu, Hegel`in diyalektiğinde tez ve antitez kavramlarının vurgularını bilmek büyük önem taşır. Almanca edebiyatın geçmişle bağlantılı nüansları Kafka eserlerinde zaman zaman keyifli zaman zaman hüzünlü bir yolculuk gibi…
Franz Kafka’dan “Günah, Istırap, Umut ve Doğru Yol Üzerine” 16 Etkili Aforizma (onedio.com)
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için gizlilik politikamızı inceleyebilirsiniz.