44,8945$% 0.05
53,0397€% 0.03
6.931,91%-0,30
3395467฿%1.60213
103637Ξ%1.29001
02:00
08 Aralık 2021 Çarşamba
Coffea cinsi bir ağacın meyve çekirdeklerinin kavrulup öğütülmesiyle elde edilen tozun süt ya da su ile karışımından gelen enfes buruk tat. Kokusuyla kendisini zihinde canlandırır, sıcaklığıyla içi ısıtır, cana yakın bir dost gibidir. Yalnızlığın en iyi arkadaşı. Bir de bunlar yetmezmiş gibi her kupadan gelen bir yudum sağlık.
Kahvenin en göze çarpan özelliği ise enerji vermesi olsa gerek. Kahve, 8.yüzyılda Etiyopya platolarında keçilerin bir ağacın meyvesini yedikten sonra geceleri uyumak istemeyecek kadar enerjik olduğunu fark eden bir çoban tarafından keşfedilmiştir. Bundan sonra Etiyopya’dan tüm dünyaya kademeli yayılan kahvenin yolculuğu başlamıştır. Kahve, dünyanın en çok tüketilen içeceklerinden birisidir. Yüzyıllar öncesinden hayatımıza dahil olmuş tarihi bir içecektir.
Kahve enerji vermekten de çok daha fazlasıdır. Kahve çekirdekleri içerisinde 1000’den fazla fitokimyasal ( bitkilerde doğal olarak bulunan vücudumuzda fizyolojik ve hücresel aktiviteleri olan bileşikler) barındırır. Antioksidandır. B2, B5, B3, manganez ve potasyum gibi vitamin ve mineralleri içerir.



Kahveyi ne kadar içeceğimizi belirleyen etken içeriğindeki kafein miktarıdır. Günlük alınabilecek en fazla kafein miktarı 400 mg / gün ‘dür. Kafein en fazla kahvede bulunur. Ayrıca kafein çay, kakao gibi yaprak ve meyve halindeki besinlerde de doğal olarak bulunan bir uyarıcıdır.
Kafein düzeyleri, kanda yaklaşık 15-45 dakikalık tüketimle en üst noktaya ulaşır. Kana karışması, etkilerinin görülmesi çok hızlıdır. Düzenli olarak kafein tüketen kişiler kahveye dirençli hale gelir. Kafeinin etkisini zar zor fark ederler. Yine de kafeine çok duyarlı birisi için bu etki saatlerce veya ertesi güne kadar devam edebilir.
Kafein etkisi yaşınız, kilonuz ve kafeine ne kadar duyarlı olabildiğiniz gibi kişisel faktörlere de bağlıdır. Bunun için en iyi dozu kendinize göre ayarlamalısınız.
Günde sağlıklı yetişkin birey için ortalama iki kupa filtre kahve ideal kabul edilebilir.
Vejetaryen Beslenmesi Nedir? | haberinsan

1 Fincan (200ml) Filtre Kahve: 135-200 mg
1 Fincan (60 ml) Espresso: 100 mg
1 Fincan (200ml) Cappuccino: 100 mg
1 Fincan (200ml) Hazır Kahve: 100 mg
1 Fincan Türk Kahvesi: 57 mg
1 Fincan (200ml ) Kafeinsiz Kahve: En fazla 5 mg
Kahvenizi Evde Öğütmenin Önemi – Blog
Vejetaryenlik geçmişten günümüze güncelliğini koruyan bir beslenme düzenidir. Vejetaryenliğin tarihte ortaya çıkışı çok eskilere dayanmaktadır. Günümüzde popülerleşen geçici bir beslenme akımı değil, kendi felsefesini içinde barındıran sağlam zeminlere sahip bir beslenme tarzıdır.
Vejetaryenlik, genellikle hayvansal kaynaklı gıdaların yerine bitkisel kaynaklı besinlerin tüketilmesini içeren bir beslenme şeklidir. İlk kez 1842’de kullanılmaya başlanan vejetaryen sözcüğü, Latincede “sağlam, canlı, yaşam dolu” anlamına gelen vegetus sözcüğünden gelir.
Vejetaryen ise; bitkisel besinleri tüketen, hayvansal besinleri (kırmızı et, tavuk, balık, süt ve sütten yapılan ürünler, yumurta gibi) sınırlı miktarda veya hiç tüketmeyen kişiler olarak tanımlanmaktadır.

Vejetaryen beslenme, temelde ekonomik olgularla ortaya çıkmıştır. Bu olgulardan biri bitkisel ürün yetiştirmenin, hayvan yetiştirmeye oranla daha çok insanın kısa sürede ve ucuza doyurulabileceği gözlemidir.
İkinci olgu ise küçükbaş ve büyükbaş hayvanların sütüyle ve bazı kümes hayvanlarının yumurtasıyla uzun süre besin sağlanırken, bu hayvanlar kesildiğinde besin kaynağının kısa sürede tüketilmiş olmasıdır.
Vejetaryenliğe ilişkin en eski belgeler Avrupa’da MÖ 6. yy ‘a kadar dayanır. Yunan filozof ve matematikçi Pisagor, et tüketimini şiddetin göstergesi olarak nitelendirdiği için vejetaryenliğin temelindeki kişi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Pisagor reenkarnasyona inanıyordu. Pisagor’a göre tüketilen herhangi bir hayvan bir insanın ruhunu taşıyabilirdi.
Şaşırtıcı bir şekilde Efes Antik Kenti’nde gömülmüş Romalı gladyatörlerin kemikleriyle yapılan analizlerde gladyatörlerin bitkilere dayalı beslenme alışkanlığını benimsedikleri keşfedilmiştir.
1847’de İngiltere’de ilk ‘Vejetaryen Derneği’ kurulmuştur. Dernek günümüzde de ‘Vegetarian Society of the United Kingdom’ adıyla hala faaliyetlerine devam etmektedir.

Etnik olarak baktığımızda vejetaryen beslenmesi Hinduizm, Budizm gibi dinlerin temel prensibinde var olan bir yaşam biçimidir. Hinduizm dinine mensup Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi de bir vejetaryendi. Gandhi vejetaryenlikle ilgili şöyle demiştir:
“Hissediyorum ki; bir safhaya geldiğimizde, artık manevi ilerlememiz; fiziksel tatminimizden vazgeçerek, hayvan dostlarımızı öldürmemekle sağlanacak. Bir kuzunun hayatı bir insanın hayatından daha değersiz değildir.”
Gandhi dışında; Leonardo Da Vinci, Albert Einstein, Lev Tolstoy, Nikola Tesla, Franz Kafka, Thomas Edison ve çok daha fazla tarihsel kişilik vejetaryenliği benimsemiş ve savunmuştur.
Günümüzde kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker, kanser gibi kronik hastalıklardan korunma amacı ile de vejetaryen beslenme biçimini seçenler bulunmaktadır ve bunların sayısı her geçen gün artmaktadır.
Vejetaryen beslenmesi genel olarak doymuş yağ, kolesterol, ve hayvansal protein açısından fakir; karbonhidrat, lif, vitamin, mineral ve antioksidanlar açısından zengin bir beslenmedir.

Hiç hayvansal et ürünü tüketmeyerek bitkisel besinlerden, tahıllardan, kuru yemişlerden vücudumuzun ihtiyaç duyduğu tüm bileşenleri karşılayabilir miyiz?
Doğada bulunan her besinin kendine has bileşenleri vardır. İnsanlar nasıl ki aynı aileden gelse de birbirine benzemiyorsa bir domates de aynı topraktan üretilmesine rağmen hemen yanındaki domatesle aynı değildir. Bir antrikot da tavuk göğsüne eş değer olamadığı gibi bir nohuta asla denk gelemez. Hiçbir besin bir diğer besinin yerini tutmaz.
Bu nedenle vejetaryenin sağlıklı olabilmesi için et tüketmediğinden, etin eksikliğini giderebilecek besin ögelerini bir şekilde karşılaması gerekir. Dolayısıyla bir vejetaryenin özellikle tek tip beslenmemesi; kurubaklagil, tahıl, sebze, meyve ve kuruyemişlerin hepsini her gün beslenmesinde uyum içerisinde bulundurması şarttır.
Vejetaryenlerde beslenme sorunları; et ürünlerinde bol miktarda bulunan protein, kalsiyum, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini ve omega 3 gibi besin ögelerinin dengeli ve yeterli alınmadığı için ortaya çıkar.
Detoks mu, Mucize; Mucize mi, Detoks ? | haberinsan

Vejetaryenler beslenmesinde günlük proteini: yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller, kinoa, siyez unu bazı tahıllar, seitan, soyanın çeşitlerinden (soya sütü, tofu, edameme, tempeh) karşılayabilmektedir.
Demir, kırmızı etlerde ve diğer hayvansal bazlı ürünlerde bulunan başka bir besindir. Vejetaryen diyetler biyoyararlılığı düşük demir içerirler. Bu nedenle vejetaryenlerin normal beslenen bireylere göre günlük önerilenden 1.8 kat daha fazla demir alması gerekir.
Vejetaryen beslenmede demir kaynakları; kabak çekirdeği, kuru kayısı, kaju, karabuğday, tofu, fasülyeler, brokoli, kuru üzüm…
Cilt doğrudan güneş ışığına maruz kaldığında vücut D vitamini üretir. D vitamini besinlerde ise çok az miktarda bulunur ve bu besinler de hayvansal kaynaklıdır. Özellikle yumurta, sardalya, somon balığı D vitamini kaynağıdır. D vitamini takviyeleri, birçok vejetaryen için emilebilir D vitamini almanın en iyi yoludur.
Vejetaryen diyetleri omega 6 açısından zengin ancak omega 3 açısından fakirdir. Bu sağlıklı yağlar özellikle beyin sağlığı için önemlidir.
Bitki bazlı omega-3 yağ asitleri ceviz, chia tohumu, keten tohumu, soya, deniz sebzeleri vejetaryenler için önerilebilir. Fakat bu bitkisel besinlerdeki omega-3 yağ asidi alfa-linolenik asitler (ALA) adı verilen vücudun aktif formlara dönüştürme konusunda sınırlı bir yeteneğe sahip olduğu bir türüdür. Yetersizlik oluşması söz konusu ise takviyelerden yararlanılabilir.
Bitkisel besinler B12 vitamini içermez.
Vejetaryen beslenmesinde B12 vitamini kaynakları: yumurta, süt ürünleri, B12 vitamini ile zenginleştirilmiş tahıllar, takviyeler…
Kişi eğer vejetaryense veya vejetaryenliği düşünüyorsa vitamin eksiklikleri, kansızlık gibi çeşitli sağlık sorunları yaşamaması için mutlaka planlı beslenmeli, gerektiğinde tahlil yaptırarak kontrollü bir şekilde doktoruna danışıp takviye kullanmalıdır.
Vejetaryen beslenmeye dair her şey
Detoks denilince eminim ki çoğunuzun aklına yeşilden kırmızıya rengarenk içecekler ve o muhteşem içeceklerin mucize etkileri canlanacaktır. Yoldan rastgele on kişi çevirip de “Detoksun bildiğin beş faydasını say.” desem, pek çoğu bu sorunun cevabında fazlaca bilgi sahibidir.
Beklediğim olası cevaplar:
Size de fazlasıyla tanıdık geldi değil mi ?
O zaman devam edelim:
Günahlarından arınmak için dua edersin, Allah’a yalvarırsın , tövbe edersin. Kiliseye gidip papazla konuşup günah çıkarırsın. Kalbini kırdığın kişiden af dilersin. Fakat söz ağızdan bir kere çıkar, geçmiş geçmişte kalmıştır, dönemezsin. İş işten geçmiştir. Temizliği kim sevmez ki, ancak bu o kadar basit bir iş değil!

Her gün;
gibi etkenlerle vücudumuzda fazla birikiminin toksik etkilere yol açabilen maddelere bir şekilde maruz kalırız. Bütün bu negatif etkiler devam ederken hoop bir detoks suyu içersin; vücudunun arındığını, zararlı etkileri en aza indirdiğini düşünürsün. Fakat geçmez. Mucize etkiler beklemeyin!
Detoks diyince en baştan, aklımızda bambaşka düşünceler canlanmalıdır:

Vücudumuz fizyolojik olarak potansiyel zararlı maddeleri detoksifikasyon yoluyla her gün uzaklaştırır.
Detoksifikasyon sistemimiz; yaş, cinsiyet, sağlık koşulları, genetik, ilaçlar ve diyet gibi çeşitli faktörlerden etkilenen oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu sistemde birçok doku ve organ koordineli olarak çalışır.
Akciğerler, havadan gelen yabancı maddeleri dışarı atar.
Cilt, çevredeki toksinleri engeller.
Karaciğer, bağırsaklar, lenf sistemi ve böbrekler ise dolaşım sistemindeki toksik maddeleri dışarı atar.
Bu durumda esas sorumlu karaciğerdir. Karaciğer, enzim ve antioksidanları kullanarak kandaki toksinleri filtreler; suda erir hale getirir ve onları atık ürünlere dönüştürür. Bu atık ürünler vücuttan idrar ve dışkı yoluyla atılır.
İşte biz dışarıdan aldığımız besinlerle bu mükemmel sistemi destekleyebiliriz. Unutmayalım orkestranın asıl şefi onlardır.
Sağlıklı Kilo Almak İçin Ne Yapmalı ? haberinsan

Bizim detoksa yapacağımız en büyük destek, her gün yeteri kadar su içmektir. İkincil olarak da vitamin ve antioksidanlardan zengin her renkten meyveleri, sebzeleri, lif açısından zengin bakliyatları günlük beslenmemize eklemek olacaktır.
Özellikle detoksa yardımcı sebzeler: pancar, enginar, mor lahana, ıspanak, brokoli, havuç, tatlı patates, turp , limon.
Meyveler: Avokado, çekirdekli üzüm, kuş üzümü, ahududu, böğürtlen, yaban mersini, çilek, elma, kivi, incir.
Tabii ki kısa süreli ve diyetisyen kontrolü ile detoks içecekleri ve diyetlerinden de faydalanabiliriz. Ancak aşırıya kaçmamak ve dengeyi korumak şartıyla.

Diyet; ana besinlerden, önemli yağlardan , amino asitlerden yoksundur. Özellikle proteinden yoksun olduğu için kas kaybına neden olabilir. Zaten detoks programlarıyla kaybedilen kilo da büyük ölçüde su kaybıdır. Bu kilolar da kolaylıkla geri alınabilir .
Görüldüğü üzere detoks içeceklerinin ve diyetlerinin mucizevi etkilerine ulaşamadım. Asıl mucizevi etkilerse içimizde saklı. Amacımız doğal beslenmeyi oluşturmak olsun. Oyum: güzelim maydanozu, rokayı, naneyi iyice blenderda parçalayıp C vitaminini yok etmenizden yana değil; sürekli sağlıklı beslenmenin tarafını tutup kendinizi zinde hissetmenizden yanadır!
Kilo almak için omega-3 , propolis, gıda takviyeleri, protein tozu, gainer kullandın; tatlı, hamur işi yemeyi arttırdın,
spor merkezine gittin; haftanın en az 5 günü egzersiz yaptın , doktora gittin ; doktor tiroidlerine de baktı ama sağlık açısından bir sorun göremedi mi ?
Beslenme uzmanına Yeni bahis sitesi da gittin en son, ama süreç boyunca beslenme alışkanlıkların değişememiş
ve kalıcı bir düzen oluşamamıştır. Belki de sağlıklı bir şekilde aldığın kiloları da geri kaybetmişsindir.
Her yolu denedin ve yine de vazgeçmediysen nasıl kilo alabileceğine dair sana kullanışlı önerilerim olacak.
⦁ Öğün saatlerin çok düzensiz olabilir. Ne zaman hangi saatlerde yemek yiyeceğin hep belirsizdir. Belki günde 5 öğün yemek yeme halinde olabilirsin, doygunluk da hissediyorsundur ama günlük tükettiklerin hala bünyen için yetersizdir. Ne belli ?
(A : Yiyorum yiyorum ama bir türlü kilo alamıyorum! )
⦁ Duygu durumun iştahını etkiliyor olabilir. Stresli olduğunda yemeden içmeden kesiliyor olabilirsin.
⦁ Çok zayıf olduğunda daha güzel göründüğünü düşündüğün için, daha fit olabilmek için ya da daha kadınsı olabilmek için farkında olarak veya olmadan kendini ve zihnini dar bir bedene hapsedip taştan duvarlar altında ezilmiş olabilirsin.
⦁ Yemek yiyince mide bulantısı hissettiğinden yemeklerle aran iyi değildir. Asıl sebebi ne sence ? Bir düşünelim…
(A: Yediklerim çok fazla geldiğinden midem bulandı ve kustum…)
⦁ Tiroid bezlerin aşırı çalışıyor olabilir. Hipertiroidin var fakat farkında değilsindir.
Endokrinoloji uzmanına görünmende fayda var…
( A: Kilo kaybım çok ani oldu, terleme ve titreme hissediyorum, bu aralar çok sinirli ve kaygılıyım.)
⦁ Kilo verme konusunu biraz abartmış , kontrolü asla elden bırakmak istemiyorsundur. Yaşamında her şeyi kontrol altında tutmayı seven sen sağlıklı beslenmeyi de aşırı bir şekilde sorumluluğuna dahil etmiş olabilirsin.
Bu liste uzar gider…
Kuluçka Makinesi Kazandırıyor mu? | haberinsan
Sorunu kökünden çözebilmek için öncelikle “nedene” odaklanmalıyız. Neden böyle olduğunu sorgulamalısın ve değiştirmeye çalışmalısın.
Bu kilo almak için atacağın ilk adım olacaktır.
Günlük ihtiyacın olan kalori miktarından, daha fazlasını alırsan kilo alırsın.
Günlük yediğin yemeklerdeki karbonhidrat, protein, yağ oranı çok önemlidir.
Hiçbir besin tek başına kilo aldırtmaz. Önemli olan gün içerisinde, hafta içerisinde dengeyi tutturmaktır.
Kilo almak için rutin beslenmende özellikle:
Karbonhidrat olarak; makarna, börek, patates, simit, pirinç pilavı, grissini, şeker ilavesiz meyve suyu, kuru meyve…
Protein olarak; et, tavuk, balık, sakatat ürünleri, yumurta, peynir, süt, yoğurt..
Yağ olarak; Hindistan cevizi, kuruyemişler, zeytin, fıstık ezmesi, fındık ezmesi…
bu besinler orantılı bir şekilde beslenme düzeninde yer almalıdır.
Tıka basa doygunluk hissetmeden , az ve sık öğünlerle düzeni oturttuğun zaman,
bir de üzerine beslenme düzeninle paralel olarak en az haftanın 3 günü egzersiz, kas-ağırlık çalışması eklediğin zaman kalıcı ve sağlıklı kilo almamak için bir sorun göremiyorum. Öyle değil mi ?
Dünyaları Yesem Bile Kilo Alamıyorum Diyenlere 16 Doğal Kilo Alma Yöntemi (onedio.com)
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için gizlilik politikamızı inceleyebilirsiniz.